YÖNETİM DÜŞÜNCESİNİN GELİŞİMİ

Günümüz yönetim uygulamalarının çoğunluğu yönetim kuramındaki gelişmelere dayanmaktadır. Yönetim düşüncenin gelişimini incelemek, geçmişte nerede olduğumuzu, şimdi nerede bulunduğumuzu ve gelecekte nerelere ulaşmak istediğimizi belirlemek bakımından oldukça önemlidir.

İnsanların bireysel olarak fazla bir şey yapamadıkları için grup çalışmaları içine girmişlerdir. Çünkü bireysel amaçlara ulaşmak ve ihtiyaçları gidermek için diğer bireylerle birlikte yaşamak gerekmektedir. Grup çalışmaları etkili bir işbirliği ve eşgüdümü gerektirmektedir.

Yönetimin ayrı bir bilim dalı olarak incelenmesi son yüzyılda ortaya çıkmıştır. Aslında daha önceki dönemlerde de yönetim uygulamalarına rastlanılmaktadır. Bu uygulamalar, sezgi ve deneyime bağlı olarak sınama-yanılma biçiminde gerçekleştirilmiştir. O dönemlerde yönetime konu olabilecek kuruluşların sayısı da çok az olup, bunlar başta aileler ve aşiretler olmak üzere, dini kuruluşlar, askeri kuruluşlar ve devletlerdir.

Yönetim düşüncesinin tarihsel gelişimi 4 aşama da gösterilmektedir:

a)      Bilimsel Yönetim Öncesi Dönem

b)      Klasik (Geleneksel) Yönetim Düşüncesi

c)      Davranışsal (Neo-klasik) Yönetim Düşüncesi

d)      Modern Yönetim Düşüncesi

 

1.      BİLİMSEL YÖNETİM ÖNCESİ DÖNEM

 Yönetim olgusunun incelenmesinde ve örgüt sorunlarının çözümlenmesinde, bilimsel yöntem ve tekniklerinin uygulanması 19. yüzyılın sonlarına kadar gecikmiştir. Milattan önceki dönemlerden kaynaklanan ve orta çağın başlarında kilisenin de etkisiyle kuvvetlenen, ticaret ve işletmeciliğe karşı izlenen olumsuz tutum ve davranışlar gecikmenin asıl nedeni olarak gösterilmektedir.

18. yüzyıla gelinceye kadar, bilimsel yönetimin doğuşunu gerektiren ekonomik bir ortam mevcut olmamıştır. O dönemin sosyal, kültürel ve siyasal ortam koşulları ile tüm bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yönetim düşüncesi üzerinde olumsuz rol oynamıştır. 18. yüzyılın ortalarına kadar, üretim sistemini oluşturan el sanatları ve ev sanayiinde üretim birimlerinin çok küçük ölçekli olması ve işgücünün genellikle aile bireylerinden karşılanması gibi nedenlerle, yönetim önemli bir sorun oluşturmamış ve basit bir uygulamadan ileriye gitmemiştir. Bu nedenle eski dönemlerde bilimsel yönetime gereksinim duyulmamıştır.

  

2.      KLASİK YÖNETİM DÜŞÜNCESİ

 Klasik yönetim düşüncesini oluşturan sistematik ve bilimsel bilgi topluluğu; bilimsel yönetim yaklaşımı, yönetim süreci yaklaşımı (genel yönetim akımı, yönetsel kuram) ile bürokrasi yaklaşımı (bürokrasi modeli, bürokrasi kuramı)`ndan oluşmaktadır. Bu üç yaklaşım insan öğesini dikkate almadan, biçimsel örgüt yapısını ayrıntılı bir biçimde incelemiştir.

Klasik yönetim düşüncesi iki ana fikir etrafında toplanmıştır. Birincisi rutin işlerin görülmesinde insan unsurunun makinelere ek olarak nasıl etkin bir şekilde kullanılabileceği, ikinci de formal organizasyon yapısının oluşturulmasıdır. Bilimsel yönetim yaklaşımı birinci fikri, yönetim süreci yaklaşımı ile bürokrasi yaklaşımı da ikinci fikri ayrıntılı olarak ele almıştır.

Klasik yönetim düşüncesi sürekli olarak açık ve seçik olarak belirlenmiş bir organizasyon yapısı ve otorite ilişkileri ile etkinlik ve verimliliğin nasıl arttırılabileceği konusunu işlemiştir. Bu yönetim düşüncesi ile ilgili her üç yaklaşım da etkinlik ve verimliliğin arttırılması için hangi ilkelere uyulması gerektiğini araştırmıştır. Bu ilkelere uyulduğu taktirde etkinlik ve verimliliğin artacağı ileri sürülmüş, bu ilkelerin her organizasyon ve her yerde geçerli olduğunu savunulmuştur.

Klasik yönetim düşüncesi organizasyonlarda insan unsuru dışındaki faktörler üzerinde durmuştur. İnsan unsuru daima ikinci planda ele alınmıştır. Maddi faktörler düzenlendikten sonra insanın öngörülen doğrulukta ve şekilde davranacağı varsayılmıştır.

Klasik yönetim düşüncesi organizasyonların değişen koşullara nasıl uyum sağlayabileceği üzerinde durmamıştır. Organizasyonların özelliklerine ve içinde bulundukları ortama bakarak organizasyon yapısını belirlemek yerine, her organizasyona bu ilkelerin uygulanmasını öngörmüştür.  

2.1.           BİLİMSEL YÖNETİM YAKLAŞIMI 

Yönetimin bilim olarak incelenmesine sistemli olarak 19. yüzyılın başlarında başlanmıştır. Endüstriyel devrimin etkisiyle fabrikasyon üretime geçilmesi, bilimsel yönetim yaklaşımının öncülerini bazı araştırmalar yapmaya yöneltmiştir. Çoğunluğunu mühendislerin oluşturduğu Taylor, Gantt, Emerson, Gilbreth'ler, Barth ve arkadaşları, Amerika'da bu akımın temsilcisi olmuşlardır. Taylor’un öncülüğünü yaptığı bu yaklaşıma göre işlerin dizaynı ve yapılma şeklinin mühendislik açısından bilimsel olarak incelenerek yeniden düzenlenmesi ile hem verimliliğin artacağına, hem de işletme ve işçilerin bu yeni düzenden daha fazla pay elde edeceklerine inanılmıştır.

Bu anlayışın sonucu olarak zaman etüdü, hareket etüdü, iş ekonomisi, teşvikli ücret sistemleri, iş standartları gibi çalışmalar yaygın hale gelmiştir. Taylor, işçilere verilecek iş araçlarının kullanılması konusunda çalışmalar yapmış ve yönetimin işçilerden ne beklediğini ve işin nasıl yapılacağını işçilere anlatması gerektiğini ilk kez belirten kişi olmuştur.

Bu yaklaşım daha çok organizasyon alt kademelerinde iş yeri düzeyinde işlerin incelenmesi standartların geliştirilmesi, ücret sistemlerin oluşturulması gibi konularla ilgili ilkeler geliştirmiştir. Yaklaşım bugün için de geçerliliğini korumaktadır. Sadece daha sonraki yaklaşımlar bu ilkelerin nerelerde nasıl uygulanabileceğini daha ayrıntılı olarak incelemiştir.

Taylor`a göre, belirli ilkelerin uygulanması, işletmelerde ekonomiklik ve verimliliğe dayalı faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için yeterli değildir. Önemli olan işyerinde belli anlayışların anlamlı bir biçimde biraraya getirilmesi zorunluluğudur. Bunun gerçekleşebilmesi için de aşağıdaki ilkelerin geliştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu ilkeler yönetime olduğu kadar günlük faaliyetlerin yönetilmesine de ışık tutmuştur. 

-         Gelişigüzel çalışma değil, bilim

-         Başıbozukluk değil, ahenk ve koordinasyon

-         Kişisellik değil, yardımlaşma

-         Düşük verim değil, maksimum çıktı

-         Herkesin mümkün olan en yüksek verimlilik düzeyine çıkarılması için eğitim

 Bilimsel yönetim yaklaşımının organizasyon teorisine iki yönden katkısı olmuştur. Birincisi, iç dizaynı ve standartlaşmayla ilgilidir. İkincisi ise, Taylor tarafından önerilen fonksiyonel formenlik kavramıdır. Bir formenin çeşitli fonksiyonları temsil eden yöneticilerle ilişki kurmasını öngören bu kavram yönetim süreci yaklaşımının emir-komuta işbirliği ilkesine ters düştüğü için fazla bir uygulama alanı bulamamıştır.  

2.2.           YÖNETİM SÜRECİ YAKLAŞIMI

 Klasik yönetim düşüncesinin ikinci yaklaşımı, öncülüğünü Henri Fayol’un yaptığı, yönetim süreci yaklaşımıdır. Fayol, organizasyonun tamamını ele alarak, iyi bir organizasyon dizaynı ve yönetiminin ilkelerini araştırmıştır. Bu yaklaşım bilimsel yönetim yaklaşımının bir çeşit devamı, onun tamamlayıcısı sayılmaktadır. Yönetim süreci yaklaşımı, sadece organizasyon kuralları ile değil, fakat yönetimin bütün alanları ile ilgili ilkeler geliştirmeye çalışmıştır. Bu yönü ile bilimsel yönetim yaklaşımından çok daha geniş ve kapsamlı bir yaklaşımdır.

Fayol `un yönetim bilimine esas katkısı yönetsel çalışmaları belirli işlevlere ayırması ve günümüzde de geçerli olan bu ayırımı yapan ilk düşünür olmasıdır. Fayol’e göre organizasyondaki işlevler 6 grupta oluşmaktadır. Bunlar; 1) Teknik faaliyetler, 2) Ticari faaliyetler, 3) Finansal faaliyetler, 4) Muhasebe faaliyetleri, 5) Güvenlik faaliyetleri, 6) Yönetim faaliyetleridir.

Fayol çalışmalarında yönetim faaliyetlerine daha fazla ağırlık vermiş ve yönetimi planlama, örgütleme, kumanda etmek, eşgüdüm sağlamak ve kontrol etmek olarak tanımlamıştır. Fayol`un yönetimi beş işleve ayırmak suretiyle yaptığı bu tanım, yönetim süreci yaklaşımı için kavramsal bir çatı oluşturmaktadır. Kavramsal çatı altında toplanan Fayol`un yönetim ilkeleri  aşağıdaki 14 maddeden oluşmaktadır:

1-     İşbölümü

2-     Yetki ve Sorumluluk

3-     Disiplin

4-     Kumanda Birliği

5-     Yönetim Birliği

6-     Genel Çıkarların Kişisel Çıkarlara Üstünlüğü

7-     İyi Bir Ödüllendirme Sistemi

8-           Merkezcilik

9-           Kademe Zinciri (Hiyerarşi)

10-       Düzen

11-       Adil ve Eşit Davranma

12-       Personelin Devamlılığı

13-       İnisiyatif

14-       Birlik ve Beraberlik Ruhu

 

2.3.           BÜROKRASİ YAKLAŞIMI

Klasik yönetim düşüncesinin üçüncü yaklaşımı olan bürokrasi yaklaşımı, 1900’lerin başlarında Alman Sosyolog Max Weber tarafından geliştirilmiştir. Bu yaklaşımın dayandığı varsayımlar aynı ortam koşullarında oluştuğundan bilimsel yönetim yaklaşımı ve yönetim süreci yaklaşımına uymaktadır. Weber 'in geliştirdiği model, işlevsel uzmanlaşmaya dayanan işbölümü, yetki , hiyerarşi, mevki yada pozisyonların hak ve görevlerini saptayan kurallar sistemi gibi özellikler taşımaktadır.

Weber`e göre, eski örgütler sanayileşen ve modernleşen batı dünyası için yetersiz olmaya başlamıştır. Bunların yerini gerek kamu kesiminde gerekse özel kesimde bürokrasi denen büyük çaplı örgütler almaktadır. Bürokraside aşırı işbölümü, merkezileşmiş bir otorite, rasyonel bir personel yönetim programı, yazılı kayıtlar ve dosyalama sistemi olmakta ve açıkça belirtilmiş siyaset, kural ve düzenlemelere göre yönetilmektedir. 

Weber gittikçe hızlanan kentleşme ve endüstrileşme sonucu toplumun ne tür bir örgüt biçimine gereksinim duyduğunu araştırmış, bürokratik yaklaşımın ideal bir yönetim ve örgütlenme biçimi olduğuna karar vermiştir. 

-         Fonksiyonel uzmanlaşmaya dayanan iş bölümü,

-         Açık ve seçik bir şekilde belirlenmiş hiyerarşik bir yapı,

-         Her kademede işlerin nasıl yapılacağı ile ilgili ilke ve yöntemler,

-         Gayri şahsi ilişkiler,

-         Teknik yetenek esasına dayanan bir personel seçimi ve terfi sistemi,

-         Yasal yetkinin uygulanması.

Weber`e göre yukarıdaki ilkelerin izlenmesi ile ideal, etkin, şahsa göre değişmeyen ve rasyonel bir organizasyon yapısı oluşacaktır. 

3.      DAVRANIŞSAL(NEO-KLASİK) YÖNETİM DÜŞÜNCESİ

 Davranışsal yönetim düşüncesinin esası klasik yönetim düşüncesinin kavram ve ilkelerine dayanmaktadır. Ancak davranışsal yönetim düşüncesi klasik yönetim düşüncesinin eksik bıraktığı insan unsurunu inceleme konusu yapması ile ön plana çıkmıştır. Sadece yapı üzerinde duran klasik yönetim düşüncesi insan unsurunu pasif saymasına karşılık, davranışsal yönetim düşüncesi bir organizasyon yapısının etkinliğini belirleyen unsurun insan olduğunu göstermiştir.

Davranışsal yaklaşımın başlangıcı Elton Mayo ve F. Roethlisberger önderliğindeki bir grup bilim adamının Hawthorne Fabrikasındaki yaptıkları araştırmalara dayanmaktadır. Bu araştırmaların sonucunda organizasyonun bir sosyal sistem olduğu ve insan unsurunun bu sistemin en önemli unsuru olduğu ortaya konmuştur. Bu yönetim düşüncesi işçilerin üretim düzeyini esas itibariyle sosyal faktörlerin etkilediğini belirlemiştir.

Davranışsal yönetim düşüncesinin organizasyon konusuna yapmış olduğu en önemli katkı organizasyon yapısı içinde insanın nasıl davrandığı ve neden o şekilde davrandığı, kişilerin neden farklı biçimlerde güdülendikleri, grupların özellikleri, liderlerin nasıl davrandığı, yapı ile davranış arasındaki ilişkileri açıklamasıdır. Bu konularda çeşitli modeller de geliştirmiştir. X teorisi ve Y teorisi (Douglas McGregor), sistem 1-sistem 4 modeli (Rensis Linkert), olgun ve olgun olmayan kişi modeli (Chris Argyris) bu modellerden çok etkili olmuş ve yaygın bilinenleridir.

Davranışsal yönetim düşüncesi organizasyonları çeşitli ihtiyaçlara sahip insanların bir araya gelmesiyle oluşan birimler olarak ele almış ve yöneticilerin aynı zamanda beşeri ve sosyal bir organizasyon kurmak zorunda olduklarını göstermiştir.

Davranışsal yaklaşımın ele aldığı başlıca konular şunlar olmuştur: insan davranışı, kişiler arası ilişkiler, grupların oluşması, grup davranışları, informal organizasyon, algı ve tutumlar, motivasyon, önderlik, organizasyonlarda değişim ve gelişme. Böylece klasik yönetim düşüncesi ile birlikte ele alındığında yöneticinin yararlanabileceği araç ve kavramlar önemli ölçüde artmıştır.

 4.      MODERN YÖNETİM DÜŞÜNCESİ

 Modern yönetim düşüncesinin en önemlileri sistem yaklaşımı ve durumsallık yaklaşımıdır.

 4.1. SİSTEM YAKLAŞIMI

 Sistem yaklaşımı tek başına yeni bir bilimsel disiplin olmaktan çok belirli olayların, durumların ve gelişmelerin incelenmesinde kullanılan bir düşünce tarzı, bir metot yaklaşımıdır. Yönetimde sistem yaklaşımı denildiği zaman yönetim olaylarını ve bu olayların cereyan ettiği birimleri birbirleriyle ilişkili bir şekilde ele alan yaklaşım anlaşılmaktadır.

Sistem belirli parçalardan oluşan bir bütündür. Bütünü oluşturan bu parçaların her birinin kendine has işleyiş özelliğinin olması, her birinin etkinliğinin de birbirine bağlı olması önemlidir. Bu görüşe göre önemli olan bütündür, parçalar bu bütüne katkıda bulunduğu ölçüde önemlidir. 

Sistem yaklaşımının ilk amacı biyoloji, matematik, fizyoloji, ekonomi gibi bilim dallarının birleşiminden oluşan ve özellikle büyüme ve gelişme gibi konulara uygulanabilecek ilke, prensip ve teoriler geliştirmektir. Olayları tek bir açıdan, başka olay ve çevre şartlarından kopuk olarak incelemek yerine, her olayı belirli bir çevre içinde başka olaylarla ilişkili olarak incelemenin olayları anlama, tahmin etme ve kontrol etme açılarından daha etkin olduğu ileri sürülmüştür.

Sistem yaklaşımı organizasyonları çevreleri ile ilişkili bir açık sistem olarak ele almıştır. Dolayısıyla organizasyonlar, çevresel faktörlerdeki değişmelere uyabilmek için bünyelerinde çeşitli değişiklikler yapacaklardır.

Sistem yaklaşımı sistemin parçaları arasındaki karşılıklı ilişki ve karşılıklı bağlılığı vurgulamıştır. Ayrıca Sistem yaklaşımı organizasyonu etkileyen bütün değişkenleri ve parametreleri bir arada görmeyi sağlamıştır.

 4.2. DURUMSALLIK YAKLAŞIMI

Durumsallık yaklaşımı organizasyon yapısını içsel ve dışsal koşullar arasındaki ilişkilere göre şekil alan bir yapı olarak görmektedir. Durumsallık yaklaşımına göre; organizasyon yapısı bir bağımlı değişkendir. Organizasyon yapısının nasıl olması gerektiği bağımsız değişken durumundaki içsel ve dışsal koşulların durumuna göre belirlenecektir.

Durumsallık yaklaşımına göre her yer ve koşulda geçerli tek bir en iyi organizasyon yapısı yoktur. En iyi durumdan duruma değişmektedir. Durumsallık yaklaşımın diğer bir özelliği de büyük ölçüde araştırma sonuçlarına dayanmasıdır.

Durumsallık yaklaşımı açık sistem yaklaşımını esas alır. Durumsallık yaklaşımı bir yandan organizasyon içindeki alt sistemlerin kendi aralarındaki ilişkileri ile, diğer yandan da bu alt sistemlerin dış çevredeki unsurlarla ilişkileri üzerinde durmuştur.

Durumsallık yaklaşımı çevreyi organizasyonun sınırları dışında kalan her şey olarak tanımlanmaktadır. Bu sınırın dışında kalan her türlü fiziksel ve sosyal faktör dış çevreyi oluşturan birer unsurdur. Bu faktörlerin başında demografik yapı, ekonomik koşullar, siyasal koşullar, kültürel yapı, hukuki koşullar, coğrafi ve teknolojik koşullar gelmektedir.

 KAYNAKLAR:

 Akat, İ., Budak G., Budak G. 1999: İşletme Yönetimi. 3. Baskı, 444 sayfa, Barış Yayınları

 Aksu, N. 2003: Çalışma Yaşamında Bireysel Kalitenin Rolü Ve Önemi. http://www.isguc.org/arc_view.php?ex=37 (Ref. Tar.11 Kasım 2003)

 Can, H. 1997: Organizasyon ve Yönetim. 4. Baskı, 337 Sayfa, Siyasal Kitabevi,

 Koçel, T. 1995: İşletme Yöneticiliği: 5.Baskı,436 sayfa, Beta Basım, İstanbul.